Arkadaşlıklar hakkında

Öncelikle Ocak 2013’te aldığım bir kitaptan ufak birkaç alıntı yapacağım.

Onların düşmanı da, dostu da değilim. Her biri hak ettikleri yerde duruyorlar içimde. Bildiğim tek şey varsa, o da sevgimi kazanmaları için, doğmuş olmaları yetersizdir. Sevgimi hiç kimseye laf olsun diye, sebepsiz yere veremem. Şans eseri yanımdan geçen, yanımda duran, yanımda doğup yaşayan kimse onun sahibi olamaz. Ben sevdiğim insanlara sevgimle şeref veririm. Şeref ise kazanılması gereken bir şeydir. Bunun yolu da söyleneni düşünmek, istenileni söylemek, emredileni istemek, kısacası yaşamak için yerde sürünmeye rıza göstermek olamaz.

Artık insanlar arasından arkadaşlar seçeceğim. Ama arkadaşlar, köleler veya efendiler değil. Sevgimin temeli olan hürmetle bağlanacağız birbirimize, mecburiyetle değil. Gönlümün istemediğini yapmayacağım. Gönlümün istediğini seçeceğim ve seçtiklerimi sevip onlara hürmet etmesini bileceğim. Onların ne esiri ne de hakimi olacağım. Onlara ne emredeceğim ne de itaat. Onlarla istediğim zaman, daha doğrusu karşılıklı arzularımız mevcut olduğu zaman ve arzularımızın devamı süresince el ele sıkışacağız, el ele tutuşacağız, el ele oturup sevişeceğiz. Karşılıklı arzularımız mevcut olduğu zaman ve arzularımızın devamı süresince yan yana ve yalnız olacağız, inanıyorum ki herkes ruhunun tapınağında yalnızdır ve yalnız olmalı, yalnız bırakılmalıdır. Bırakın herkesin içindeki bu mabet dokunulmamış, lekelenmemiş olarak kalsın. Bırakın insanlar istedikleri elleri, istedikleri sevgi ve şiddetle sıksınlar, insanların mukaddes mabetlerinin kutsal eşiğinden içeri, onlara rağmen adım atmayın…

Açıkçası arkadaşlıklarda böyle karşılıklı ve dolayısıyla adil olduğunu düşündüğüm yaklaşımı seviyorum. İyiliklerin de sevgilerin de karşılıksız olması gerektiği, ancak böyle iyi insan ve iyi arkadaş olunabileceği şeklinde dayatmada bulunanların da ağzından şunları duymuşumdur:

“İşkilerimde hep verici taraf oldum; hiç karşılık beklemedim. Yanlız ne zaman ki ben fedakarlığı bıraktımsa onlar da beni bıraktı ya da ihtiyacım olduğunda yanımda olmadılar. Evet, yardım ederken onlardan bir şey bekleyerek yapmıyordum ama şimdi de kullanılmış hissediyorum.”

Bana yapılan iyilikleri mümkün olduğu kadar erken zamanda bir “şey”le ödemeye çalıştığımdan -bu çoğu zaman çikolata ya da şarap oluyor – ve evet, yaptıklarıma karşılık kendikime benzer temsili herhangi bir “şey” beklediğimi söylediğimden çıkarcı diye etiket yiyebiliyorum. Yukarıda bahsettiğim kişi gibi üzeri kapalı “gönül borcu” vermiyorum, hatta çok basit şekilde ödeşmeye fırsat veriyorum. Arkadaşlıklar bu yaklaşımla hastalıklı olmuyor, insanı da hiç yormuyor. Taraflar bu alınan/verilenleri, içlerinden gelerek ya da değil, bir şekilde dengelemediklerinde araya zaman ve mesafe giriyor. Azalıyor ve bitiyor. Yukarıda bahsettiğim, durumu açıklamaya şöyle devam ediyor:

Kullanılmış hissediyor olsam da bunlar benim kaç yıllık arkadaşlarım (kendi çabasıyla bu kadar sürdüğünün farkında ve kırgın); hem ben bu tutumumu sürdürmezsem yapayalnız kalırım. Yardım isteyeceğim biri bile kalmaz”

Bu yalnız kalma korkusuyla tüm sahteliklere göz yumma hali bana üzücü geliyor. Diğer yandan acınacak bir şey yok, hepimiz tercihlerimizin sonuçlarını yaşıyoruz.

18.01.20, İstanbul
Okan Tunalı

Yazar:

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir